Meditasyon Nedir?

Meditasyon Nedir?

Meditasyon nasıl yapılır? Meditasyon ne işe yarar? Meditasyonun faydaları nelerdir?

Meditasyonun, Hindistan'daki Ayurveda (alternatif tıp sistemi) uygulamaları veya Çin ve Japonya'daki geleneksel tıp terapileri gibi sağlık geleneklerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Şimdi tüm dünyada uygulanan meditasyonun Batı kültürlerinde popülaritesi gittikçe artmaktadır.

Meditasyon, binlerce yıldır rahatlama ve stres azaltma için yaygın olarak kullanılmaktadır. Derin bir rahatlama ve sakin bir zihin üreten meditasyon, farkındalık yaratarak, odaklanmış dikkati teşvik etmeyi amaçlayan bir yöntem olarak tanımlanabilir. Meditasyon dikkati toparlar ve zihni dolduran zihni gerip strese neden olan düşünce akışını ortadan kaldırır. Bu süreç sonunda fiziksel ve duygusal olarak refah artışı yaşanır.

Seçilen meditasyon çeşidine bağlı olarak rahatlamak, kaygı ve stresi azaltmak için meditasyon yapılabilir. Bazı insanlar meditasyonu, tütün ürünlerini bırakmanın zorluklarına uyum sağlamak için kullanarak sağlıklarını iyileştirmelerine yardımcı olurlar.

Meditasyon Ne İşe Yarar?

Stresi azaltan etkisi, bireylerin meditasyon yapmayı tercih etmesinin en yaygın nedenleri arasındadır. Yaşanan zihinsel ve fiziksel stres, stres hormonu olan kortizolün vücuttaki seviyesinin artmasına sebep olur. Bu durum da inflamatuar sitokin salgılanmasına neden olarak uyku düzenini bozar, depresyon semptomları ve endişeyi artırır, tansiyonu yükseltir, yorgun hissetmeye sebep olur.

Yapılan araştırmalar; meditasyonun stresin zararlı etkilerini azalttığı, hassas bağırsak sendromu, post travmatik anksiyete bozukluğu ve fibromiyalji gibi stresle ilgili hastalık ve sağlık sorunlarının semptomlarının iyileştirebileceğini göstermiştir.

Bununla birlikte bazı araştırmalara göre meditasyonun kaygıyı azalttığı, anksiyete bozukluğu yaşayan kişilerin belirtilerinin ise daha iyiye gittiği ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra stresle başa çıkmaya da yardımcı olduğu görülmüştür. Meditasyon ayrıca kişilerin daha olumlu bir bakış açısı kazanması için de tercih edilir. 

Yapılan bazı çalışmalar sonucunda meditasyon yapan kişilerin yapmayanlara oranla depresyon semptomlarının iyileştiği veya daha az belirti yaşadığı öğrenilmiştir. Buna ek olarak bir araştırmaya göre meditasyon yapan kişiler daha az olumsuz düşünmeye başlamıştır. Bunun nedeni, meditasyonun vücutta strese bir yanıt olarak salınan kimyasalların azaltılmasını sağlamasıdır.

Meditasyon Nasıl Yapılır?

Meditasyon yapmanın farklı türleri vardır. Bu türlerin hepsinin temelinde konsantrasyon ve nefes kontrolü yatar. Kişi, nefes kontrolleri eşliğinde belli noktalara odaklanarak gündelik düşüncelerinden uzaklaşır ve kendi iç dünyasına doğru bir seyahate çıkar. Olumlu bir ruh haline bürünür. Meditasyonun düzenli yapılması halinde olumlu ruh hali kalıcı hale gelir ve ruhsal bir iç disipline kavuşulabilir.

Meditasyon ile rahatlamanın güzelliği ve sadeliği, herhangi bir ekipmana ihtiyacınızın olmamasıdır. Tek gereken sessiz bir alan ve her gün birkaç dakika zaman ayırmaktır. Başlangıç aşamasında meditasyona günde 10-15 dakika ayırmak yeterli olabilir. Hatta alışma sürecinde günde iki kez daha kısa tutulup beşer dakika da yapılabilir. Alışkanlık kazanmak açısından tercihen her sabah aynı saatte meditasyon yapılması önerilir. 

Meditasyon sırasında nelere yoğunlaşacağınız ve nasıl yapacağınız, seçtiğiniz meditasyon türüne bağlıdır ve yüzlerce çeşit meditasyon yöntemi vardır ancak başlamanıza yardımcı olacak temel adımlar şöyle sıralanabilir: 

  • Meditasyon yapmak için özel bir yer seçin ve seçtiğiniz bu alana mumlar, tütsüler, çiçekler yerleştirerek sakin bir ortam yaratın. 
  • Sırtınız düz olacak şekilde bir sandalyeye veya yere rahatça oturun.
  • Gözlerinizi kapatın veya bakışlarınızı meditasyon alanında yer alan, bir resim, herhangi bir simge veya size huzur veren bir nesneye odaklayın.
  • Yavaş, derin ve nazikçe nefes alın.
  • Zihninizi kendi içinize veya nesneye odaklayın. 
  • Aldığınız nefeslerin size huzur ve sükûnet getireceğini bilin. Nefes verirken çıkan havanın, tıpkı bir gelgitle birlikte suyun kıyıdan uzaklaşması gibi düşüncelerinizi uzaklaştırdığını fark edin.
  • Pek çok insan meditasyon sırasında yüksek sesle şarkı söylemeyi ya da Sanskritçe "barış" anlamına gelen "shanti" kelimesini söylemeyi tercih eder. Bunun yerine kendi geleneklerinizden ve inançlarınızdan gelen bir kelimeyi de tekrarlayabilirsiniz. Şarkı ya da bu tür kelimeleri söylemek düşüncelerinizden uzaklaşmanıza yardımcı olur.
  • Bir ya da iki hafta düzenli meditasyon yaptıktan sonra ruh halinizde ve stres seviyenizde gözle görülür bir değişiklik hissedebilirsiniz.

Meditasyon Hangi Sağlık Sorunlarına İyi Gelebilir?

Günümüzde meditasyon birçok farklı amaçla kullanılan bir tekniktir. Sağlıklı bir zihin sağlıklı bir kalp ve sağlıklı bir vücut için meditasyon tedavi yöntemlerine ek olarak da tercih edilebilir. Yapılan pek çok farklı araştırmanın konusu olan meditatif uygulamalar sayesinde daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşamın mümkün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Amigdala ve Varsayılan Mod Ağı (DMN) adı verilen beynin 2 bölgesi ruh sağlığı üzerinde etkili bir role sahiptir. Amigdala; konsantrasyon, hafıza, korku, öfke ve üzüntü gibi duyguları düzenleyen kısımdır. Zaman zaman bireyler bu duyguları üzerindeki kontrollerini yitirebilir. Diğer önemli kısım olan DMN, hayal kurmak ve bunun gibi bunun gibi dikkati dağıtabilen diğer düşüncelerden sorumludur. Genellikle hayal kurmak zararsız gibi görünse de bazen depresyon ve kaygı gibi istenmeyen sonuçlara da neden olabilir.

Düzenli bir meditasyon yapmak beynin bu iki önemli bölgesindeki aktiviteyi azaltmaya yardımcı olabilir. Bu sayede zihin düşünceleri ve duyguları sakinleştirebilir. Daha sağlıklı bir uyku, daha az endişe ve daha olumlu bir bakış açısı için meditasyon tercih edilen bir yöntemdir. Gün içinde kişi kendini stresli hissettiğinde vücut bu durumla başa çıkmak için çeşitli stres hormonları salar. Salınan bu hormonlar kalp atışını hızlandırır, kan basıncını yükseltir ve bedeni karşılaşılabilecek zorluklara karşı hazırlar. 

Stres doğru bir şekilde yönetilmediğinde böbreklere zarar verebilir, kalp hastalıklarına, kalp krizine ya da felce yol açabilir. Meditasyon sayesinde vücudun stresli durumlar karşısında verdiği “Savaş ya da kaç” tepkisi, yerini “Dinlen ve sindir” aşamalarına bırakır. Günümüzde kalp hastalıkları riskini azaltmak, kalp atışlarını ve tansiyonu düzenlemek amacıyla rutin bir şekilde meditasyon yapılabilir. Stres ve kaygının çok fazla yükseldiği zamanlarda vücut aslında yaşam için önemli olan birçok işlemi yapmayı erteleyebilir. Vücut enerjiyi istenen noktaya yönlendirmek için bağışıklık ve sindirim gibi son derece gerekli olan işlevleri yerine getirmeyebilir. Dolayısıyla bağışıklık sistemi zayıflayabilir, infertilite semptomları ortaya çıkabilir, bağırsakta hassasiyetler hissedilebilir. Meditatif uygulamalar, vücudun daha sağlıklı hale gelmesine yardımcı olur. Düzenli olarak meditasyon yapmak sinirlerin yatıştırılmasına, kaygının azaltılmasına ve vücudun stres nedeniyle kendini kapatması yerine olması gerektiği gibi çalışmasına katkıda bulunur.

Meditasyonun iyi geldiği bazı sağlık sorunları aşağıda verildiği gibidir:

  • Stres
  • Astım
  • Kanser
  • Kronik ağrı
  • Depresyon
  • Kalp hastalığı
  • Yüksek kan basıncı
  • Huzursuz bağırsak sendromu
  • Uyku sorunları
  • Tansiyon kaynaklı baş ağrıları

Stres

Stres, kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği bir tepki durumu olarak adlandırılır. Tehdit duygusu veya acıya neden olan olaylara karşı vücudun kendi dengesini kurabilmek için verdiği normal bir fiziksel cevaptır. Stresi; kaygı, aşırı uyarılmışlık hali, engellenme, duygusal çöküntü, gerginlik ve çatışmalar yaratır.

Stres derecelerine göre 3’e ayrılabilir:

Günlük stresler: Trafik sıkışıklığı, iş, alışveriş ve benzeri gündelik yaşamdaki sıkıntılar ve aksamalar gibi nedenlere dayanır.

Gelişimsel stresler: Kişinin kronolojik yaşıyla bağlantılı yaşanan; ergenlik, orta yaş krizleri, menopoz dönemi krizleri olarak sıralanabilir.

Hayat krizleri: İnsan hayatına önemli ölçüde yön veren, hayatını etkileyebilecek olaylardır. Ölümler, boşanmalar, ayrılıklar, hastalıklar vb…

Stres vücuttaki birçok organda artış gösteren bir uyarılmaya neden olabilir. Organlardaki bu artış gösteren aktivite, adrenal bezlerden salgılanan hormonlar tarafından ve merkezi sinir sistemi yoluyla salgılanır. Akut stres, nabızda ve kan basıncında bir artışla, solumanın sıklaşmasıyla, ayrıca avuç içlerinin terlemesi ve ani üşüme hissiyle sonuçlanabilir. Kronik stres ise depresyona yol açabilir, bağışıklık sistemine zarar verebilir ve uyku problemleri yaratabilir.

Doğru nefes ve gevşeme teknikleri ile fiziksel aktivite stresin en önemli tedavilerinden biridir. Böylelikle, bedende rahatlama sağlanması kişinin duygu ve düşüncedeki olumsuzluklarla çok daha kolay baş edebilmesini sağlar.

Stres altındaki kişilere ağır sporlar pek önerilmez, sevdikleri fiziksel egzersizleri yapmaları tavsiye edilir. Zorlanmadan yapabilecekleri açık hava yürüyüşleri bile yararlı olmaktadır. Yürüyüş aynı zamanda kaliteli ve derin uyku alınmasını da sağlar ki bu durum stresle baş etmede önemli faktörlerden biridir. Bunların yanı sıra yoga da stres yönetimi için oldukça yararlı olabilmektedir.

Astım

Astım, solunum yollarını tıkayan ve nefes almayı zorlaştıran kronik bir hastalıktır. Astımda; alerjenler, duman, soğuk hava veya egzersiz gibi tetikleyicilere yanıt olarak, hava yolu etrafındaki düz kaslar kasılır ve mukus adı verilen yapışkan salgının üretimi artar. Bu durum hava yolunun daralmasına neden olur. Çeşitli tetikleyicilere yanıt olarak gelişen astım atakları hırıltıya, nefes darlığına ve öksürüğe neden olur.

Astımın nedeni bilinmemekle birlikte, araştırmalar sonucunda astımın genetik nedenler ile enfeksiyonlar, çevresel etkenler ve kişilerin tıbbi durumuna bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir. Astım, hastadan hastaya büyük farklılıklar gösterebilir. Astımın tetikleyicileri arasında aşağıdaki gibi faktörler yer almaktadır;

  • Polenler
  • Evcil hayvanlar
  • Toz akarları
  • Egzersiz
  • Duman
  • Aşırı sıcak ve aşırı soğuk hava koşulları
  • Hava kirliliği
  • Kimyasal kokular veya dumanlar
  • Obezite
  • Stres ve duygudurum bozuklukları (depresyon gibi)
  • Gastroözofageal reflü hastalığı (GERD)
  • Kimi viral hastalıklar
  • İlaçlar
  • İşlenmiş yiyecek ve içeceklerde sülfitler ve koruyucu maddeler

Astım genellikle alevlenmelerle seyreden bir hastalıktır. Alevlenme dönemleri egzersiz sırasında, alerjenlere ya da kimi kimyasallarla ortaya çıkmakla beraber aşağıdaki belirtiler görülür:

  • Nefes alırken hırıltı veya ıslık sesi
  • Öksürük
  • Göğüste ağrı veya sıkışma
  • Nefes darlığı

Kanser

Kelime anlamı olarak kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren kötü urlara denir. Genel anlamda ise kanser vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile oluşan 100'den fazla hastalık grubudur. Çok çeşitli kanser tipleri olmasına rağmen, hepsi anormal hücrelerin kontrol dışı çoğalması ile başlar. Tedavi edilmez ise ciddi rahatsızlıklara, hatta ölüme dahi neden olabilir.

Kanser  terimi, tıbbın babası olarak bilinen Yunan fizikçi Hippocrates (MÖ 460-370) tarafından oluşturulmuştur. 

Genel olarak kanser oluşumuna yol açan faktörler:

  • Yaş
  • Kansere neden olan maddeler (Aflatoksin, arsenik, asbest, benzen, berilyum, kadmiyum, kömür katranı, solunabilir silika, formaldehit, krom, kömür dumanı soluma, nikel, radon, pasif sigara dumanı, kurum, sülfürik asit)
  • Kronik iltihap
  • Kötü beslenme
  • Hormonlar
  • Bağışıklık sisteminin zayıf olması
  • Şişmanlık
  • Radyasyon
  • Tütün

Kronik ağrı

Kronik ağrı ise bir belirti değil, kendisi bir hastalıktır. Ağrı kaynağı olan durum ortadan kalkmasına rağmen ağrı mesajları beyne gönderilmeye devam eder. Beyinde devamlı bir ağrı algısı, kendine ait bir alan oluşturur. Tedaviye rağmen 12 haftadan uzun süren ağrılara kronik ağrı denir.

Ağrı şiddeti ve tipi değişkenlik gösterir. Yanma, uyuşma, basınç hissi eşlik edebilir. Vücudun her yerinde görülebilir. Sıklığı ve süresi değişebilir. Hem fiziksel hem psikolojik olarak bedeni etkiler ve günlük hayatı zorlaştırır. Hareket kabiliyeti, esneklik, güç ve dayanıklılık azalır. Bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Uyku bozuklukları görülür. İş gücü kaybı, üretkenlikte azalmaya yol açar. Sosyal ilişkilerde bozulma, kaygı ve depresyona sebep olur.  Bir kısır döngü yaratarak depresyon ağrıyı, ağrı depresyonu arttırabilir. Tedavisi zor ve uzundur. Genellikle tek bir tedavi yöntemine cevap vermez.

Depresyon

Depresyon, sürekli bir üzüntü ve ilgi kaybına neden olan bir duygu durum bozukluğudur. Depresyon aynı zamanda majör depresif bozukluk veya klinik depresyon olarak da adlandırılır. 

Bu durumdan muzdarip bireylerin hissettikleri, düşünceleri ve davranışları etkilenir ve bunlardan dolayı çeşitli duygusal veya fiziksel sorunlar ortaya çıkabilir. Normal günlük aktiviteler yaparken sorun yaşanabilir ve bazen hayat yaşamaya değmez gibi gelebilir.

Depresyon sadece bir keyifsizlik veya anlık bir zayıflık değildir. Depresyon aynı zamanda bir anda çözülebilecek kadar basit bir sorun değildir. Depresyon tedavi edilebilir ve tedavi gerektiren tıbbi bir durumdur. Bu tedavi süreci bazı vakalarda uzun sürebilir. 

Depresyonu olan bireylerin çoğu ilaç, psikoterapi veya ikisinin birleşimi ile devam eden bir tedavinin sonucunda iyileşebilirler.

Kalp hastalığı

Kalp hastalığı, kalpte meydana gelen ve kalbi etkileyen herhangi bir bozukluğu kapsayan bir terimdir. Kalp hastalığı başlığı altında koroner arter hastalığı gibi kan damar hastalıkları, kalp ritmi problemleri (aritmiler) ve bu hastalıkların yanında doğuştan gelen kalp kusurları yer alır.

Kalbin çalışması üç ana yapının birbiri ile uyumu sayesinde gerçekleşir. Bunlar; kardiyovasküler sistem, koroner arterler ve sinir ağıdır. 

İnsan vücudundaki kanı, kardiyovasküler sistem adı verilen arterler ve damarlar yardımıyla tüm vücuda pompalar. Koroner arterler kalbin yüzeyi boyunca yayılan ve kalp kasına oksijen açısından zengin kanı taşıyan damarlardır. Kalbin kasılma ve gevşemesini sinyallerle yöneten bir sinir ağı bulunur. Böylece bir insanın ömrü boyunca kalp kan pompalama işlemini yapar. 

Kalp sağlığı dikkat edilmesi gereken konuların başında gelir. Kalp sağlığının bozulması geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açacağından, her insanın kalbi ile ilgili olabilecek sorunlar hakkında bilgi sahibi olması gerekir. 

Ciddi olabilecek bir kalp hastalığının belirtilerini bilmek, erken tanı ve tedavi konusunda oldukça önemlidir. Birçok kalp hastalığı olduğu için ne kadar erken müdahale edilebilirse kalbin sağlığına kavuşması da o kadar olasıdır.

Yüksek kan basıncı

140/90 mmHg değerinin üzerinde olan kan basıncı değeri hipertansiyon olarak da adlandırılır. Hemen her yaşta görülebilen bu durum, çoğunlukla aşırı tuz tüketimi, obezite, diyabet, genetik faktörler, stres, kalp damar, tiroit, böbrek üstü bezi ve böbrek hastalıkları gibi etkenlere bağlı olarak gelişir.

Hipertansiyon tedavisi sürecinde doktorun reçete edeceği ilaç kategorisi, tansiyon ölçümlerine ve diğer tıbbi sorunlarına bağlıdır. Bireyler kendilerine özel bir tedavi planı geliştirmek için hipertansiyon tedavisi sağlama konusunda deneyimli bir tıp uzmanı ekibi ile birlikte çalışmalıdır.

Huzursuz bağırsak sendromu

Huzursuz bağırsak sendromu, fonksiyonel gastrointestinal bozukluklar olarak bilinen durumlardan bir tanesidir. Fonksiyonel sindirim problemlerinde bağırsak işlevlerinde anormallik vardır. Fakat yapılan testler normaldir ve tespit edilebilecek yapısal bir kusur saptanmaz. İrritabl bağırsak sendromu gençlerde görülen bir rahatsızlıktır ve daha sık olarak 45 yaş altı bireylerde saptanır.

Rahatsızlık bazı faktörlere bağlı olarak alevlenebilir. Spastik kolonu tetikleyebilen faktörler şunları içerir:

  • Bazı gıdalar: İBS'de gıda alerjisi veya intoleransının rolü tam olarak anlaşılamamıştır. Gerçek bir besin alerjisi nadiren huzursuz bağırsak sendromuna neden olur. Ancak birçok insan buğday, narenciye, fasulye, lahana, gazlı içecekler, süt ve süt ürünleri de dahil olmak üzere belirli yiyecek veya içecekleri tükettikten sonra belirtilerde şiddetlenme tarifler.
  • Stres: İrritabl bağırsak sendromlu çoğu kişi, artan stres dönemlerinde daha şiddetli veya daha sık belirti yaşar. Stres şikâyetlerin şiddetinde artışa neden olabilse de hastalığın direkt nedeni değildir.
    • Hormonlar: Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görülür. Bu da hormonların hastalığın tetiklenmesinde etkili olduğunu düşündürmektedir. Birçok kadında belirtilerin adet döneminde ya da öncesinde şiddetlenmesi de bu durumu destekler niteliktedir.

    Neredeyse tüm hastalarda tedaviyle belirtileri kontrol altına almak mümkündür. Fakat herkeste işe yarayan tek bir tedavi yöntemi yoktur. Hastaya uygun doğru tedavi planını bulmak için doktorla birlikte çalışma yapmak çok önemlidir. Tedavide belirtileri tetikleyen faktörlerden kaçınmak, sağlıklı bir beslenme düzenli oluşturmak ve egzersiz yapmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri ön plandadır. Ek olarak bazı ilaçlar da kullanılabilir. 

    Birçok tedavi kişiye özel uygulanır. Bu sebeple sağlık sorunları için daima öncelikli olarak uzman bir hekime danışılması gerektiği unutulmamalıdır.

    Uyku sorunları

    Uyku gün boyunca yorulan vücudumuzun ve sinir sistemimizin dinlendiği, fiziksel ve zihinsel sağlığımız için ihtiyaç duyduğumuz bir gereksinimdir. Hayatımızın üçte birinden daha büyük bir kısmını kaplayan uyku günlük hayatımızın kesintiye uğraması ya da boşa geçen zaman değildir. Uyku, zihinsel yaşamın önemli bir parçası olduğu gibi hormonal düzenleme için de ihtiyaç duyulan bir süreçtir. 80’in üzerinde uyku hastalığı türü vardır. Başlıca uyku bozuklukları, uykusuzluk, uykuya dalamama, erken uyanma, aşırı uykululuk uyurgezerlik, huzursuz bacak sendromudur.

    Bunlar yaşam kalitesinin azalmasına sebep olur. Uyku bozuklukları, makine kullanımını ve meslek hayatını da olumsuz etkilediği için bir halk sağlığı sorunudur.

    İdeal uyku süresi 4-11 saat arasındadır. Bu aralıkta kişiden kişiye göre değişir. Uyku ihtiyacı içinde bulunduğu yaşa ve günlük hayatının nasıl geçtiğine göre değişiklik gösterebilir. İdeal uyku süresi kişinin uyandığında zinde hissettiği süredir. Uyku evreleri de buna bağlı olarak değişiklik gösterir. Herhangi bir sebepten ihtiyacı olduğu kadar uyuyamayan insanların vücudunda birtakım etkiler oluşur. Bunlar:

    • Vücudun hastalıklara karşı savunması azalır
    • Psikolojik rahatsızlıklara karşı olan direnç zayıflar
    • Stres hormonu artar
    • Sinirlilik ve tahammülsüzlük artar
    • Görme ve konuşma bozuklukları oluşur
    • Kan şekeri dengesi bozulur
    • Nefes alış-veriş dengesi bozulur
    • Vücut ısısı düşer
    • Kas gücü azalır
    • Unutkanlık baş gösterir

    Öncelikle uyku bozukluğu için bir uzmana başvurmanız sizler için daha uygun olacaktır. Ancak daha rahat uyku çekmek için yapabileceğiniz birkaç yöntem bulunmaktadır.

    Düzenli bir şekilde spor yaptığınız takdirde, vücudunuz mutluluk hormonu salgılar. Mutluluk hormonu, stresi ve mutsuzluğu azaltırken, hayata karşı pozitif bakmanıza yarayacaktır. Ayrıca spor sonrası vücudunuz yorulacağı için rahat bir şekilde uykuya dalabileceksiniz.

    Odanızın karanlık olması ve sessiz olması çok önemli bir husustur. Odanızı karanlık tutmak için kalın perdeler kullanabilirsiniz. Odanızın sessizliği için trafikten veya gürültülerden uzak olmanız size yararı olacaktır.

    Yattığınız ve kalktığınız saatleri aynı olması uykuya dalmanızı çok kolaylaştıracaktır. Vücudunuzu belirli saatlere alıştırırsanız, o saatlerde uyumanız veya kalkmanız çok daha kolay olacaktır.

    Tansiyon kaynaklı baş ağrıları

    Hipertansiyon vücuttaki tüm damar sisteminde, bu arada kapalı bir kutu olan beyin içinde de basıncın yükselmesine neden olur. Kafanın içindeki kan basıncının artması baş ağrısı olarak ortaya çıkar. Zaman zaman çok şiddetlenebilen, zonklama tarzında şiddetli baş ağrıları görülür. Özellikle hipertansiyon tanısı daha önce konulmuş ve bu konuda tedavi görmekte olan hastaların ani olarak başlayan çok şiddetli baş ağrıları konusunda uyanık olmaları ve vakit kaybetmeden hekime başvurmaları gerekir.

    Hipertansiyona bağlı baş ağrısından korunmak için, eğer daha önceden tanısı konulmuş hipertansiyon mevcutsa, hekimin vermiş olduğu tansiyon ilaçlarını düzenli kullanmak, doktor tavsiyesi olmadan ilaçları bırakmamak, dozunu değiştirmemek ve ilaç değişikliği yapmamak gerekir.

    İlaç kullanımı kadar ve hatta ondan daha önemli nokta ise doktor ya da diyetisyen tarafından önerilen tansiyonun yükselmesini önleyici diyete uyulmasıdır.

    Yorum yaz

    Bütün yorumlar paylaşılmadan önce editör kontrolünden geçmektedir

    Bu site reCaptcha ile korunuyor. Ayrıca bu site için Google Gizlilik Politikası ve Hizmet Şartları geçerlidir.