hipoglisemi nedir

Hipoglisemi (Kan Şekeri Düşüklüğü) Nedir?

Hipoglisemi nasıl tedavi edilir? Hipogliseminin zararları nelerdir? Hipoglisemi neden olur?
Glisemik İndeks Nedir? Okunuyor Hipoglisemi (Kan Şekeri Düşüklüğü) Nedir? 15 dakika İlerle Multipl Skleroz Nedir?

Hipogliseminin en önemli nedeni sağlıksız ve düzensiz beslenmedir. Basit karbonhidrattan zengin beslenme alışkanlığı ve sağlıksız hayat tarzı da kan şekeri düşüklüğünü tetikler.

Kan şekerindeki düşüklük hayati sorunlara yol açabilir ve insülin kullanan herkeste görülme ihtimali mevcuttur. Kan şekerinin ayarı son derece önemlidir. Hipoglisemi tedavisine geç kalınması bilinç kaybı ve hatta ölüme neden olabilir. Sinsi ve kontrol edilemez bir hastalık olması nedeniyle tehlikelidir ve her an tetikte olunması gerekir. Düzenli beslenme ve minimum şeker tüketimi ile hipogliseminin önüne geçebilir.

Hipoglisemi (Kan Şekeri Düşüklüğü) Neden Olur?

Açlık, titreme, huzursuzluk, göz kararması, terleme, dil ve dudakta karıncalanma, solukluk ve çarpıntı gibi yakınmalar hafif hipoglisemiye işaret eder. Bu durumdaki bir kişi şeker alarak kan şekeri düzeyini normal seviyeye çıkarabilir. Baş ve karın ağrısı, solukluk, bulanık görmeye başlama, konuşma zorluğu, uyuşukluk, terleme, taşikardi (kalp atım hızının artması) orta şiddetteki hipoglisemiye işaret ederken, ağır hipoglisemide şeker düzeyi 50 mg/dl’nin çok daha altına düşer ve beynin şekersiz kalması sonucunda bilinç kaybı oluşabilir. 

Bu noktada tıbbi müdahale şarttır. Bu tarz belirtileri taşıyan bir kişinin hasta olup olmadığının anlaşılması için hipoglisemi testi yapılması gerekir. Bu test sırasında vücuda bir miktar şeker yüklemesi yapılır. Bir süre sonra kan testi yapılarak kandaki şeker seviyesi ölçülür. Şeker seviyesinin belli bir oranın altında olması durumunda tanı konur.  

Hipoglisemi (Kan Şekeri Düşüklüğü) Belirtileri Nelerdir?

Şeker düşmesi belirtileri üç farklı tür/derece ile sınıflandırılabilir. Bunlar; hafif şeker düşmesi, orta şeker düşmesi, ağır şeker düşmesi olarak farklı belirtiler ile gündeme gelebilir.

Hafif şeker düşmesi yaşanması durumunda aşağıdaki şu belirtilerle karşılaşmak mümkündür:

  • Halsizlik
  • Göz kararması
  • Baş dönmesi
  • Soğuk terleme

Orta şeker düşmesi yaşanması durumunda şu belirtiler görülebilir:

  • Yoğun soğuk terleme
  • Yoğun halsizlik 
  • Göz kararması
  • Konuşma bozukluğu
  • Bilinç bulanıklığı
  • Ağır hareket etme

Ağır şeker düşmesi belirtileri ise:

  • Yoğun soğuk terleme
  • Göz kararması
  • Yoğun halsizlik
  • Bilinç bulanıklığı
  • Konuşma bozukluğu
  • Ağır aksak hareket etme
  • Komaya girme

Hipoglisemi Tanısı Nasıl Konulur?

Çoğu kişide kan şekeri 70 mg/dl’ nin altına düştüğü zaman kan şekeri düşüklüğü belirtileri oluşur. Bazı kişilerde bu değer alt düzeyde olabilir. Kan şekeri düşüklüğü tanısında, kan şekeri düşüklüğü belirtilerinin olması, bu belirtiler olduğunda, kan şekerinin 50 mg/dl altında olması, şeker verildiği zaman bu belirtilerin düzelmesi önemlidir. Şeker hastası olmayan kişilerde, şeker düşüklüğü belirtileri olduğu zaman ölçülen kan şekeri 70 mg/dl üzerinde ise, kan şekeri düşüklüğü düşünülmez. Kan şekeri düşüklüğü tanısı parmak ucundan ölçülen şekerle konulamaz.

Kan şekeri düşüklüğü belirtileri olmadan, kan şekeri düşüklüğü saptandığında bunun yalancı kan şekeri düşüklüğü olabileceği düşünülmelidir. Bunun nedeni, alınan kanın tüpte uzun süre bekletilmesidir, bu sırada kandaki hücreler şekeri tüketmeye devam eder. Öyküsünde açlık şeker düşüklüğü tarif eden ancak kısa süreli gözlemle kanda kan şekeri düşüklüğü tespit edilemeyen kişilerde, 72 saatlik uzamış açlık testi hastaneye yatırılarak yapılır. Uzatılmış açlık testinde kan şekerinde düşme olup olmadığına bakılır. 

Şeker düşüklüğünün pankreastaki bir tümörün insülin salgılanmasına bağlı olduğu düşünülen olgularda, pankreastaki tümörün yerini belirlemek için bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans inceleme ve endoskopik ultrasonografi yapılabilir.

Hipoglisemi (Kan Şekeri Düşüklüğü) Tedavisi Yöntemleri Nelerdir?

Eğer hipoglisemiden şüpheleniliyorsa; yapılması gereken ilk şey kan şekeri aleti ile şekerin ölçülmesidir. Belirtilerin yanında kan şekeri 70 mg/dl'nin altında ise hipoglisemi tedavisine başlanmalıdır. Hipoglisemi tok iken oluşmuş ise 2-3 adet kesme şeker ağıza atılabilir ya da 1 çay bardağı meyve suyu / limonata içilebilir. Eğer ana öğünden 15-30 dakika öncesi hipoglisemi ile karşı karşıya kalındıysa hemen yemek yenilebilir. 10-15 dakika içinde herhangi bir değişiklik gözlenmiyor; aksine kötüleşme devam ediyorsa, şeker alımına (aynı miktarda) devam edilmelidir. 

Ağızdan gıda alınmayacak seviyedeki hipoglisemi durumunda bilinç kaybı yaşanıyorsa parenteral, glukoz ya da glukagon enjeksiyonu yapılmalıdır. Glukagon kan şekerinin bilinç kaybına neden olacak kadar düştüğü durumlarda uygulanan, karaciğerden kana şeker salınımını uyaran bir ilaçtır. Eğer kişinin kan şekeri düştüğünde bilinç kaybı gelişmiş ise ağızdan hiçbir şekilde herhangi bir şey verilmez. 

Kişi tedavisini kendi kendine yapamayacağından, tedaviyi yanındakiler üstlenmelidir. Bu nedenle, glukagon enjeksiyonu yapılışını bizzat hasta yakının ile sınıf arkadaşları ve öğretmenleri gibi yakınında bulunanların öğrenmesi gerekir. Glukagon eczanelerde kullanıma hazır şekilde bulunur, enjektör içine çekilerek kas içine yapılır. Glukagon enjeksiyonu ile kan şekeri 15-20 dakika içerisinde düzeltilebilir. Eğer hastanın bilinci halen kapalıysa glukagon enjeksiyonu tekrarlanmalı ve hasta en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir.

Hipoglisemi tedavisinde belirtilerin tedavisinin yanında beyin işlevlerinin korunması ve yeni atak gelişmesinin önlenmesi hedeflenir. Tedavi planlamasından önce düzenli kan şekeri ölçümleri gerekebilir. Genel yaklaşım diyabet hastasının yaşam tarzı düzenlemelerine ve beslenme planına uymasıdır. Ancak bazı durumlarda belirli oranlarda kan şekerini düzenleyen hipoglisemi ilaçları önerilir. İlaçların doktor kontrolünde ve belirtilen oranda kullanılması şarttır. Devam eden hipoglisemi ataklarında pankreas ile ilgili olası problemlerin araştırılması gerekebilir.

Hipoglisemi'den Nasıl Korunulur?

Diyabet hastaları hipoglisemi atakları yaşamamak için diyabetik diyetine uymalıdır. Hastalara lifli gıdaları artırmaları, sebze, meyve, kuru baklagiller, tahıl ve buğdaydaki sindirilebilir lifleri yeterince almaları önerilir. Et, tavuk ve balık daha ziyade ızgara olarak pişirilmeli, tavuk derisi tüketilmemelidir. Toz şeker, bal, reçel, lokum, pasta ve pastaneden alınan her türlü tatlı basit karbonhidrat içerir. 

Basit karbonhidratlar kandaki şeker oranını önemli ölçüde etkiler ve değiştirir. Bu nedenle, hastaların bunlardan uzak durması ve kompleks karbonhidratlara yönelmesi gerekir. Tam buğdaylı ürünler, kepekli makarna, esmer pirinç ve baklagiller kompleks karbonhidrat içerir. Hipoglisemi hastaları taze meyveleri tercih etmelidir, hazır meyve sularında az miktarda da olsa şeker veya tatlandırıcı bulunduğu için bu hastalara önerilmez. Kafeinden zengin kahve, çikolata ve kola yorgunluk ve halsizliği artıracağı için tüketilmemelidir. Alkol kesinlikle tüketilmemelidir. Hastaların sık sık ve az miktarda yemek yeme alışkanlığı edinmesi önerilir.

Hipoglisemi (Kan Şekeri Düşüklüğü) Hakkında Bilinmesi Gerekenler Nelerdir?

Şeker hastalığı olan kişilerde en önemli sorunlardan biri tedavi sırasında kan şekeri düşmesidir. Şeker hastalarında kan şekeri düşüklüğünün sınırı 70 mg/dl altı olarak kabul edilir. Ancak kan şekeri yüksek giden hastalarda daha yüksek düzeylerde de kan şekerinin hızlı düşüşüne bağlı şeker düşüklüğü belirtileri görülebilir.

Kan şekeri düşüklüğünün belirtileri:

  • Titreme
  • Soğuk terleme
  • Kaygı, panik
  • Bulantı
  • Çarpıntı
  • Acıkma
  • Uyuşma
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Konsantre olamama
  • Konuşmada güçlük
  • Halsizlik
  • Bilinç bulanıklığı

Bazen uzun süreli şeker hastalığı olan bireylerde, kan şekeri çok ciddi düzeylere düşmesine rağmen hasta bunun farkına varmayabilir, buna kan şekeri düşüklüğünden habersizlik adı verilir. Hasta yakınlarının bu açıdan çok dikkatli olması gerekir.

Kan şekeri düşüklüğü hafif, orta ve ağır (ciddi) olmak üzere üç derecede gelişebilir. Hafif ve orta derecedeki kan şekeri düşüklüğünü hasta kendisi tedavi edebilir. Orta derecedeki şeker düşüklüğünün hafif şeker düşüklüğünden farkı, hastanın aktivitelerini belirgin şekilde etkilemesidir. Ağır kan şekeri düşüklüğünde ise hastanın dışarıdan yardım almasını ve damar yolundan veya iğne ile şeker yükselticileri ile tedavi edilmesini gerektiren ve komaya neden olabilen bir tablodur.

Her kan şekeri düşüklüğü tedavi edildikten sonra nedenleri gözden geçirilmeli, gerekiyorsa eğitim tekrarlanmalıdır. Öğün atlanmamalı veya az yenilmemeli, egzersiz yapılacaksa insülin dozu azaltılmalı veya egzersiz öncesi yiyecek alınmalı, aşırı alkol tüketilmemesine dikkat edilmelidir.

Özellikle uzun etkili klasik şeker düşürücü (sülfonilüre) ilaç kullanımına bağlı kan şekeri düşüklüğü saptanan tip 2 diyabetli yaşlı hastaların 24-48 saat süreyle hastanede izlenmesi gerekir.

Hipoglisemi (Kan Şekeri Düşüklüğü) Kimlerde Görülür?

Glikoz vücudun ana enerji kaynağıdır ve her gün belirli düzeyde alınması gerekir. Hipoglisemi, kan şekeri yani glukoz değerinin normalde düşük seviyede olması durumudur. Bu hastalık genellikle diyabet ile ilgilidir. Ancak çok nadir ilaçların yan etkisi olarak diyabet olmayan kişilerde de düşük kan şekeri durumu görülebilir. Kan şekeri seviyesinin normalden düşük olması halinde derhal tedavi gerekir. Çoğu insanda desilitre başına 70 miligram (mg/dL) veya litre başına 3,9 milimol (mmol/L) ya da daha düşük açlık kan şekeri seviyeleri hipoglisemiyi işaret edebilir. Bu durum bireyden bireye farklılık gösterse de bu seviyelerde açlık kan şekerine sahip olanların muayene olmaları gerekir. Aksi halde daha ciddi sorunların ortaya çıkma durumu vardır. Kan şekerinin düşük olması halinde yüksek şekerli yiyecekler, içecekler veya kan şekerini yükseltici ilaçlarla kan şekerinin normale döndürülmesi gerekir. 

Kalıcı bir tedavi uygulamak için ise hastalığın altında yatan neden tespit edilir ve bu nedenlerin ortadan kaldırılması için tedavi uygulanır. Hipoglisemi tedavi edilmediğinde, hipoglisemi nöbetlerine ve bilinç kaybına yol açabilir. Hatta daha ağır vakalarda ölümcül olma durumu da vardır. Bu yüzden hastalar hipoglisemi ile yaşamayı öğrenmeli ve gerekli tedavileri vakit geçirmeden yaptırmalıdırlar. 

Ayrıca hipogliseminin bir türü olan reaktif hipoglisemi de son zamanlarda oldukça yaygın görülmektedir. Genel tanım olarak reaktif hipoglisemi yemekten sonra kan şekerinin hızlıca düşmesidir. Bu durum tüketilen gıda ve mide durumlarıyla alakalıdır. Açken tüketilen şekerli gıdalar kan şekerinin hızlıca yükselerek aniden düşmesine neden olur. Bunun yanında mide ve bağırsak ameliyatı olan bireyler gıda tükettiklerinde, alınan gıdanın hızlıca mideden geçerek emilip kana karışması durumu oluşabilir. Bu durumda pankreas yoğun bir insülin üretimi yapar ve kan şekeri aniden düşer. Her iki durumda reaktif hipoglisemi olarak adlandırılır. 

Hipoglisemi (Kan Şekeri Düşüklüğü) Kansere Yol Açar mı?

Hipoglisemi tedavisine geç kalınması bilinç kaybı ve hatta ölüme neden olabilir. Sinsi ve kontrol edilemez bir hastalık olması nedeniyle tehlikelidir ve her an tetikte olunması gerekir. 

Hipoglisemi'ye (Kan Şekeri Düşüklüğü) Ne İyi Gelir?

Diyabet hastaları doktor gözetimi ve planı dâhilinde hareket etmelidir. Beslenme, egzersiz rutini, ilaç kullanımı hakkında yapılabilecek herhangi bir değişim kişinin diyabet ve kan şekeri düşmesi durumunu nasıl etkileyebileceğini bilmediğinden doktora danışarak destek alması gerekmektedir.

Kişilerin yanında meyve suları, çiğnenen şekerler, glikoz tableti gibi hızlı etki eden karbonhidrat kaynaklarını bulundurması iyi olacaktır. Böylelikle gerektiğinde kişi şeker düşmesi ataklarını önleyebilecektir.

Şeker düşmesi rahatsızlığı olanların ve bu rahatsızlığın farkında olmayanların, “sürekli glikoz monitörü” kullanması etkili olacaktır. Bu monitör, derinin alt kısmına yerleştirilir ve kan şekerini düzenli ölçerek alıcıya ölçümleri gönderir. Sürekli glikoz monitörleri bazı modellerde kan şekerinin çok düşmesi durumunda uyarıda bulunur.

Şeker hastalığı olmayan bireyler, sık sık şeker düşmesi atakları durumunda gün içerisinde sık sık atıştırmalıklar tüketmelidir. Ne kadar geçici bir önlem olsa da böylelikle kan şekeri seviyesi fazla düşmez. Öte yandan şeker düşmesinin oluşum nedenlerinin belirlenmesi ve bu nedenlerde çözüme gidilmesi daha doğru olacaktır.

Meyve Suyu

Meyve suyu veya sebze suyu, doğal olarak meyve ve sebze dokusunda bulunan sıvıdır. Meyve suları, ısı veya çözücü kullanılmadan, taze meyvelerin ezilmesi veya sıkıştırılması ile hazırlanılır. Örneğin, portakal suyu portakal meyvesinin özüdür. Suyu almak için meyve sıkacağı ve meyve püresi kullanılır.

Meyve suyu genellikle bir içecek olarak tüketilir. Milkshake, smoothie veya diğer içeceklerde bir bileşen veya tatlandırıcı olarak kullanılır. Pastörizasyon yöntemlerinin gelişmesi ve fermantasyon kullanılmadan muhafaza edilmesinin ardından popüler bir içecek seçeneği olarak ortaya çıktı.

Meyve suları genellikle sağlık açısından algılanan yararlar için tüketilir. Örneğin, doğal veya eklenmiş C vitamini, folik asit ve potasyum içerir. Meyve suyu, sağlık yararları sunan karotenoidler, polifenoller ve C vitamini gibi besinler sağlar.

Bazı popüler meyve suyu türleri aşağıda verilmiştir:

  • Elma suyu
  • Armut suyu
  • Portakal suyu 
  • Vişne suyu 
  • Greyfurt suyu
  • Ananas suyu
  • Hint Kirazı suyu
  • Üzüm suyu
  • Yaban Mersini suyu
  • Nar suyu

Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevinç Yücecan’a göre, meyvelerden fayda sağlamak için onları mutlaka yemek gerekmiyor. Çoğumuzun asitli ve gazlı içeceklere tercih ettiği taze meyve suları da en az meyveler kadar yararlı. Bazı meyve suları bizi enfeksiyonlara karşı korurken bazıları da bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor.

Şeker

Şeker veya sakkaroz, çoğu yiyecek ve içecekte kullanılan tatlı ve çözünür karbonhidratların genel adıdır. Şeker çoğu bitkide bulunur ama, şeker kamışı ve şeker pancarı olmak üzere bünyesinde şekerden yeterince elde edilebilecek kadar bulunduran bu iki bitki vardır. Dünya'daki şekerin %70'i şeker kamışından üretilir.

Anavatanı Hindistan ve Arap ülkeleri olan şeker kamışı dünyada tropikal ve yarı tropikal bölgelerde yetiştirilmektedir. Türkiye'de şeker kamışı tarımı yapılmamaktadır. Bunun yerine iklim şartlarının uygunluğundan ve ekonomik olmasından dolayı sadece Şeker pancarından şeker üretimi yapılmaktadır. Şeker kamışının bünyesinde yaklaşık olarak %12-16 şeker bulunur.

Şeker genellikle zararları ile bilinen bir besindir. Ancak aşırıya kaçılmadığı müddetçe şekerin de birçok faydası bulunmaktadır. Besleyici birçok mineral içeren şekerin faydaları şöyle sıralanır:

  • Enerji verir
  • Düşük tansiyon problemini çözer
  • Doğal besin maddeleri ve mineraller içerir, bunlar da sağlık için çok yararlıdır
  • Beyin fonksiyonlarının çalışmasında yardım eder
  • Şeker depresyonu tedavi eder

Günlük şeker alımını olabildiğince aza indirmek, özellikle işlenmiş şekerden tamamen uzak durup sadece sağlıklı şeker diyebileceğimiz şekerlere yönelmek oldukça önemlidir. Bu sağlıklı şekerler meyve, bal gibi yiyeceklerden aldığımız şekerlerdir. Aldığımız sağlıklı şekerlerin de miktarlarını kontrol altına almak oldukça önemli ama ne yazık ki bu konuda bilimsel çalışmalar yetersizdir.

Yine de dünyaca ünlü prestijli sağlık kuruluşları bu konuda kendini sınırlandırmak isteyenler için öneriler geliştirmiştir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nin Sağlık Bakanlığı'na bağlı, gıda, ilaç, medikal ürünler gibi sağlığı doğrudan etkileyen önemli konularla ilgilenen bürosu FDA'ya (Food and Drug Administration) göre, günlük kalori alımınızın yüzde 10’undan daha azı eklenmiş şekerlerden gelmeliymiş. Yani günde 2000 kalori alıyorsanız günde 52 gram ya da 12 çay kaşığı kadar şekerden daha fazlasını tüketmemeniz öneriliyor. Bu da haftada 364 gram (84 çay kaşığı) yapıyor.

Amerikan Kalp Birliği (AHA) ve Dünya Sağlık Organizasyonu (WHO) ise günde yaklaşık 25 gram (6 çay kaşığı), haftada da 175 gram (42 çay kaşığı) şekerden fazla şekeri asla tüketmememiz gerektiğini söylüyor.

Tahmin edebileceğiniz gibi, işlenmiş şekerden tamamen uzak durup doğal şeker içeren gıdalara ağırlık verebilirsiniz. Dünyaca ünlü diyetisyenlerden Karen Ansel, bu konuda şöyle diyor: "Meyve, sebze, süt ve tahıl gibi doğal olarak şeker içeren yiyecekler konusunda o kadar kaygılı değiliz. Genelde bu yiyeceklerden alınan şekere de limit koymak gerekiyor (Mesela birçok meyvenin bir porsiyonunda 15 gram şeker bulunuyor) ama bu yiyecekler fiber ve vitamin yönünden zengin olduklarından işlenmiş şeker içeren yiyeceklere göre çok daha doğru tercihler."

Dünyaca ünlü bir başka beslenme uzmanı olan Brigitte Zeitlin konuyu kısaca şöyle özetliyor: "Bir bardak elma suyu içmek yerine bir elma yemek her zaman daha iyidir. Bir bardak elma suyu için birden fazla elma kullanmanız gerekir ve bu da alacağınız şeker miktarını artırır. Oysa o bir bardak elma suyu yerine bir elma yerseniz yine tatlı ihtiyacınızı karşılamış olacak, aynı zamanda elmanın lifli yapısından faydalanmış olacak ve vücudunuza daha az şeker girişi olmasını sağlayacaksınız."

Birçok beslenme uzmanı diyetisyen ve tabii ki bilimsel araştırmaların da söylediği gibi kaynağı ne olursa olsun, her şeker genelde vücudunuzu hep aynı yönde etkiliyor. Kas, organ ve beyninizde kırılıp enerjiye dönüştürülüyor. Ama bolca eklenmiş şeker içeren şeyler vücudunuzda daha çabuk enerjiye dönüştürülüp kan şekeri seviyenizi bir anda yükseltip aniden alçaltıyor.

Uzun dönemde ise aşırı işlenmiş, şekerli yiyecekler vücudunuzda yanmaya, kilo alımına ve diyabet, kalp krizi gibi kronik hastalıklara karşı daha savunmasız olmanıza neden olabiliyor.

Şekerli Süt

Şekerli yoğunlaştırılmış süt kalın ve yumuşak kıvamda, tatlı bir üründür ve konserve edildiğinde açılmadığı takdirde buzdolabına girmeden yıllarca dayanabilir. Yoğunlaştırılmış sütün yağ içeriği %4 ile %15 arasında değişmekte olup besin değeri 100 g'da 320 kcal'dir. Renkleri beyaz, kremsi, açık sarı, sarı, koyu sarı olabilir. Başka türü olan kaynatılmış yoğunlaştırılmış süt, yoğunlaştırılmış sütün ısıl işlemiyle elde edilen, karamel aromalı koyu kahverengi-sarı bir üründür. Bu ürün daha konsantredir, çünkü daha az sıvı ve daha fazla toz şeker içeriyor.

Ürün birçok ülkede sayısız tatlı yemeklerinde kullanılmaktadır. Pek çok yerde çoğunlukla süt, krema ve şeker yerine yoğunlaştırılmış sütlü çay ve kahve içerler.

Süte şeker karıştırılması tercih edilmiyor. Ancak başka türlü tüketmek mümkün olmuyorsa süte az miktarda şeker eklenebilir. Ancak süt şekerli tüketildiğinde ağız ve diş sağlığına, temizliğine dikkat etmek gerekiyor. Gerek süt gerekse de şeker artıkları ağız ortamını değiştirecekleri için bakteri üremesine neden olabiliyor. 

Limonata

Narenciyegiller ailesinden olan limonata, şekerli ve diyet olarak tüketilebilmekte, kilo vermek isteyenler için de takviye bir içecek olmaktadır. Aynı zamanda dinçlik veren limonata içeceği, yapay asitli içeceklere göre daha sağlıklıdır.

  • İçindeki sitrik asit aknelerle mücadelede önemli rol oynamaktadır.
  • Nezle ve grip gibi soğuk algınlığı hastalıklarında önleyici olmaktadır.
  • Ağızdaki ve dişlerdeki bakterileri öldürerek ferah, kokusuz bir nefes sağlar.
  • Toksinlerin atılmasına yardımcı olmaktadır.
  • Sakinleştirici etkisi bulunmaktadır.
  • Böbrek taşı oluşumunu önleyici etkisi vardır.
  • Mide bulantısını önler.

Tansiyonu düşürücü özelliği olduğundan düşük tansiyon hastalarının dikkatli olması gerekmektedir. Vücuda fazla ekşi besinler almak uzun sürede vücudu yormakta ve erken yaşlanmasına neden olmaktadır. Alkol alan kişiler limonata sonrası ya da öncesi fazla miktarda alkol kullandıklarında baş ağrısına sebep olabilir.

Özellikle çorbalarda, yemeklerde, salatalarda lezzeti arttırmak sindirimi kolaylaştırmak, vücut direncini kazanmak için kullanılan önemli bir C VİTAMİN kaynağıdır. Limon suyu yaklaşık %5 asittir. Ekşi mayhoş bir tat verir.

Limon suyu balık yemeğinde kullanılır ve salamuraya yatırılmış et pişirilmeden önce de bir parça kullanılır. Bazı insanlar limonu bir meyve gibi yemeyi sever. Fakat daha sonra sitrik asit ve şekeri dişlerden temizlemek için su kullanmak gereklidir. Limon kendisi veya misket limonu ile birlikte reçel yapımında da kullanılabilir.

Özellikle okul çağı çocuklarının daha çok kalabalık ortamlarda bulunma durumları göz önüne alındığında enfeksiyonlara yakalanma riskinin yüksek olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden yeterli oranda C vitamini içeren besinleri tüketmeleri gerekir.

Annelerin yaz aylarında özellikle çocukları için ilk olarak tercih etmeleri gereken içecek limonata olmalıdır. Limonatanın, diğer narenciye ürünlerine göre, çocukların daha fazla ilgisini çekebileceği, zayıf vücut dirençleri nedeniyle hastalığa yakalanma riski fazla olan çocukların limonata sayesinde rahat bir kış geçirebileceği bilinmelidir. Hazırlanan yemeklerin yanında içilecek, evde hazırlanmış, az şekerli 1 bardak limonata çocukların günlük almaları gereken C vitamini ihtiyacının büyük bir kısmını karşılamaya yardımcı olacaktır.

Yorum yaz

Bütün yorumlar paylaşılmadan önce editör kontrolünden geçmektedir

Bu site reCaptcha ile korunuyor. Ayrıca bu site için Google Gizlilik Politikası ve Hizmet Şartları geçerlidir.

Kargo bedava

300 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo bedava!